Konursu Kasabası Web Sitesine Hoşgeldiniz!
Ziyaretçi Defteri
Sizden Gelenler
Tarihçe   
Üniversiteliler
Rehber
Coğrafi Konum
Nüfus    
İklim    
Sıcaklık    
 El Sanatları    
Yağışlar    
 
 
 

Son Güncelleme : 18 Mart 2004
©
www.konursu.cjb.net
    Asılsız Soykırım İddiaları                                       Kasabamızdan Tanıkların Dilinden
  •  2005 yılı asılsız Ermeni soykırımı iddialarına gerekçe gösterilen “tehcir ve iskan kanunu”nun 90. yılıdır. Bu münasebetle çeşitli ülkelerde Türkiye aleyhine bazı faaliyetler gerçekleştirilmekte, siyasi kararlar alınmakta veya alınması için çaba sarfedilmektedir. Bütün bu gelişmeleri kaygıyla izleyen sitemiz Türk ve Dünya kamuoyuna duyurulmak üzere aşağıdaki bildiriyi sunmayı görev addetmektedir.

    Türk-Ermeni ilişkileri XI. Yüzyılın ortalarında başlamış ve zaman içinde Türklerin Anadoluya tamamen yerleşmesiyle yüzyıllarca barış içinde devam eden müşterek bir tarih oluşmuştur. Selçuklular, Anadolu Beylikleri ve Osmanlılar dönemlerinde Türk yönetiminde yaşayan Ermeniler farklı idari görevlerin yanı sıra kültür, sanat ve ticaret gibi çeşitli alanlarda aktif katkıda bulunarak içinde yaşadıkları devlet ve topluma entegrasyon hususunda önemli mesafeler almışlardır. İstanbul’un fethinin ardından Fatih Sultan Mehmet’in Ermeni Patrikhanesini buraya getirtmesi de bu çerçevede zikre değer bir hadisedir. Bu süreç Ermenilerin kendi kimliklerini korumalarına da imkan vererek esas itibariyle XIX. yüzyıla kadar devam etmiştir.

    XIX. yüzyıl, milliyetçilik hareketlerinin Osmanlı Devleti ve toplumunu derinden etkilediği bir dönemdir. Özellikle Balkanlardaki gayri müslim unsurlar arasında başlayan milliyetçilik duyguları zamanla Osmanlı coğrafyasının Asya kısmına da sirayet etmiş ve bu akımdan etkilenen gayri müslim unsurlardan biri de Ermeniler olmuştur. Avrupa’nın önde gelen ülkelerinden Fransa ve İngiltere’nin Osmanlı Devleti üzerindeki nüfuz mücadelelerini misyoner faaliyetleriyle de desteklemesi Ermenileri yeni bir faaliyetin hedef kitlesi haline getirmiştir. Sonuçta Osmanlı Ermenileri geleneksel Gregorian kilisesinin yanı sıra Katolik ve Protestan olmak üzere üç ana mezhebe bölünmüşlerdir. Her mezheb mensubu kendi mezhebinin ana hamisi konumundaki ülke ile ilişkilerini geliştirme sürecine girince Ermeniler öncelikle İngiltere, Fransa ve Rusya arasında süregelen nüfuz mücadelesinin en önemli unsurlarından biri haline gelmiştir. Bu süreç aynı zamanda Türklerle Ermenilerin ilişkilerinin hızla kötüleştiği, Ermeniler arasında tedhiş hareketlerinin başladığı ve mensubu bulundukları devletin Sultanına suikast girişiminde bulunmaya kadar varan bir süreç olmuştur. Esefle zikretmek gerekir ki bu dönemde Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde Türkler ve Ermeniler arasında çeşitli gerginlikler yaşanmış ve sonuçta her iki taraftan da çok sayıda masum insan hayatını kaybetmiştir.

    Türk Ermeni ilişkileri bu şartlarda iken Osmanlı Devleti uzun süreden beri Ermeniler üzerinde nüfuz mücadelesi yürüten Fransa, İngiltere ve Rusya’ya karşı savaşa girmiştir. Nüfuz mücadelesi savaş stratajisiyle birleşince Osmanlı Devleti’ni yıkabilmek için Ermenilerden istifade etme planlarına dönüşmüş ve bağımsızlık heveslisi milliyetçi Ermeniler zikredilen devletlerle birlikte Osmanlı Devleti aleyhine faaliyetlerine yeni bir boyut kazandırmışlardır. Şavaş şartlarında ve savunma amaçlı olarak çıkarıldığı görülen "tehcir ve iskan kanunu" böyle bir tarihi arkaplanın ürünüdür. Kanunun uygulanması sırasında yaşanan sıkıntılar, tehcir sırasında bir kısım Ermenilerin hayatlarını kaybetmeliri ve savaş yıllarında Anadolu'nun çeşitli yerlerinde gerçekleşen karşılıklı can kayıpları tarihin ders alınması gereken üzücü olayları arasında yerini almakla birlikte asla bir “soykırım” dan söz edilemez.

    Tarihin kendi özel şartlarında gelişmiş olayların, günümüz iç ve dış siyasî çıkarları açısından çarpıtılması girişimlerine kesinlikle karşıdır. Tarihî olayların kendi bağlamlarında anlaşılması ve sonuçlarının açıklanması tarihçilerin görevidir, siyasetçilerin değil. Çok özel şartlarda gelişmiş olaylar hakkında tarihçiliğin gereklerine başvurmaksızın tamamen siyasî kaygılarla karar almak siyasal etik ve evrensel barış anlayışıyla asla bağdaştırılamaz. Bu bağlamda son günlerde bazı Avrupa parlementolarında kabul edilen sözde Ermeni soykırımı ile ilgili kararların meselenin halline hiçbir katkı yapmayacağına inanıyor, aksine ortamın gerginleşmesine yol açacağı endişesini taşıyor ve şiddetle kınıyoruz.

    Fatih Üniversitesi Web Sitesinden alınarak bazı değişikliklerle yayınlanmıştır.

     
  •