2005
yılı asılsız Ermeni soykırımı iddialarına gerekçe
gösterilen “tehcir ve iskan kanunu”nun 90. yılıdır. Bu
münasebetle çeşitli ülkelerde Türkiye aleyhine bazı
faaliyetler gerçekleştirilmekte, siyasi kararlar
alınmakta veya alınması için çaba sarfedilmektedir.
Bütün bu gelişmeleri kaygıyla izleyen sitemiz Türk
ve Dünya kamuoyuna duyurulmak üzere aşağıdaki bildiriyi
sunmayı görev addetmektedir.
Türk-Ermeni
ilişkileri XI. Yüzyılın ortalarında başlamış ve zaman
içinde Türklerin Anadoluya tamamen yerleşmesiyle
yüzyıllarca barış içinde devam eden müşterek bir tarih
oluşmuştur. Selçuklular, Anadolu Beylikleri ve
Osmanlılar dönemlerinde Türk yönetiminde yaşayan
Ermeniler farklı idari görevlerin yanı sıra kültür,
sanat ve ticaret gibi çeşitli alanlarda aktif katkıda
bulunarak içinde yaşadıkları devlet ve topluma
entegrasyon hususunda önemli mesafeler almışlardır.
İstanbul’un fethinin ardından Fatih Sultan Mehmet’in
Ermeni Patrikhanesini buraya getirtmesi de bu çerçevede
zikre değer bir hadisedir. Bu süreç Ermenilerin kendi
kimliklerini korumalarına da imkan vererek esas
itibariyle XIX. yüzyıla kadar devam etmiştir.
XIX.
yüzyıl, milliyetçilik hareketlerinin Osmanlı Devleti ve
toplumunu derinden etkilediği bir dönemdir. Özellikle
Balkanlardaki gayri müslim unsurlar arasında başlayan
milliyetçilik duyguları zamanla Osmanlı coğrafyasının
Asya kısmına da sirayet etmiş ve bu akımdan etkilenen
gayri müslim unsurlardan biri de Ermeniler olmuştur.
Avrupa’nın önde gelen ülkelerinden Fransa ve
İngiltere’nin Osmanlı Devleti üzerindeki nüfuz
mücadelelerini misyoner faaliyetleriyle de desteklemesi
Ermenileri yeni bir faaliyetin hedef kitlesi haline
getirmiştir. Sonuçta Osmanlı Ermenileri geleneksel
Gregorian kilisesinin yanı sıra Katolik ve Protestan
olmak üzere üç ana mezhebe bölünmüşlerdir. Her mezheb
mensubu kendi mezhebinin ana hamisi konumundaki ülke ile
ilişkilerini geliştirme sürecine girince Ermeniler
öncelikle İngiltere, Fransa ve Rusya arasında süregelen
nüfuz mücadelesinin en önemli unsurlarından biri haline
gelmiştir. Bu süreç aynı zamanda Türklerle Ermenilerin
ilişkilerinin hızla kötüleştiği, Ermeniler arasında
tedhiş hareketlerinin başladığı ve mensubu bulundukları
devletin Sultanına suikast girişiminde bulunmaya kadar
varan bir süreç olmuştur. Esefle zikretmek gerekir ki bu
dönemde Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde Türkler ve
Ermeniler arasında çeşitli gerginlikler yaşanmış ve
sonuçta her iki taraftan da çok sayıda masum insan
hayatını kaybetmiştir.
Türk Ermeni
ilişkileri bu şartlarda iken Osmanlı Devleti uzun
süreden beri Ermeniler üzerinde nüfuz mücadelesi yürüten
Fransa, İngiltere ve Rusya’ya karşı savaşa girmiştir.
Nüfuz mücadelesi savaş stratajisiyle birleşince Osmanlı
Devleti’ni yıkabilmek için Ermenilerden istifade etme
planlarına dönüşmüş ve bağımsızlık heveslisi milliyetçi
Ermeniler zikredilen devletlerle birlikte Osmanlı
Devleti aleyhine faaliyetlerine yeni bir boyut
kazandırmışlardır. Şavaş şartlarında ve savunma amaçlı
olarak çıkarıldığı görülen "tehcir ve iskan kanunu"
böyle bir tarihi arkaplanın ürünüdür. Kanunun
uygulanması sırasında yaşanan sıkıntılar, tehcir
sırasında bir kısım Ermenilerin hayatlarını kaybetmeliri
ve savaş yıllarında Anadolu'nun çeşitli yerlerinde
gerçekleşen karşılıklı can kayıpları tarihin ders
alınması gereken üzücü olayları arasında yerini almakla
birlikte asla bir “soykırım” dan söz edilemez.
Tarihin kendi özel şartlarında gelişmiş
olayların, günümüz iç ve dış siyasî çıkarları açısından
çarpıtılması girişimlerine kesinlikle karşıdır. Tarihî
olayların kendi bağlamlarında anlaşılması ve
sonuçlarının açıklanması tarihçilerin görevidir,
siyasetçilerin değil. Çok özel şartlarda gelişmiş
olaylar hakkında tarihçiliğin gereklerine başvurmaksızın
tamamen siyasî kaygılarla karar almak siyasal etik ve
evrensel barış anlayışıyla asla bağdaştırılamaz. Bu
bağlamda son günlerde bazı Avrupa parlementolarında
kabul edilen sözde Ermeni soykırımı ile ilgili
kararların meselenin halline hiçbir katkı yapmayacağına
inanıyor, aksine ortamın gerginleşmesine yol açacağı
endişesini taşıyor ve şiddetle kınıyoruz.
Fatih
Üniversitesi Web Sitesinden alınarak bazı
değişikliklerle yayınlanmıştır.