Konursu Kasabası Web Sitesine Hoşgeldiniz!
 
Ziyaretçi Defteri
Sizden Gelenler
Tarihçe   
Üniversiteliler
Rehber
Coğrafi Konum
Nüfus    
İklim    
Sıcaklık    
 El Sanatları    
Yağışlar    
 
 
 

Son Güncelleme : 18 Mart 2004
©
www.konursu.cjb.net
    Seydi Yakup (P.S.Karabacak )
  • Yerde bulunan karlar kalkıp bahar ve yaz arasındaki geçiş sürecine girildiğinde kasabada Seyyid Yakub Baba Hazretleri’ni ziyaret etmek için hazırlıklar başlardı. Bizi ise daha çok yükseklerden bakmak hissi sardığından  bunun cazibesine kapılırdık. Zamanla ilk yıllardaki bu anlayışımız değişmiş o mübarek zatın huzurundaki hafifleme bize oraya çeker olmuştu.

    Bu yüksek dağ üzerinden yazılar, ovalar daha ruh-efzâ bir şekilde görünürdü.  Bir de dağ armutlarının çıktığı zamanlarda gitmiş isek eğer, zamanı ve yaratıcıyı zikre dalmış o ağaçlardan armut toplardık ki bu ise başka bir arzuydu içimizde külçeli. 

    Seyyid Yakub Baba Hazretleri kasabamıza Seyyid Yakub köyüne ait bir yüce dağdan bakan şehitlerden ve velilerden bir zattı. Bu Hak dostu sadece kasabamızı değil o dağdan görünen bütün Bayburt köylerini ve belki  bilmediğimiz daha da öteleri ufkuna almıştı.

    Buhâra ve Horasan erenlerinden Seyyid Emîr Külâlî Hz’nin soyundan olduğu söylenen Seyyid Yakub Baba Hazretleri ailesi ile birlikte  çeşitli yerleri dolaştıktan sonra Bayburt’un kuzey doğu istikametinde buluna bu yerde kendi ismi ile anılan yaylayı kurmuş ve burada savaşıp şehit olmuştu.

    Yüreğinde o Allah dostuna sevgi besleyen her kul, yanına yiyecek bir şeyler alır arabası olan arabayla, olmayanlar ise yürüyerek yola düşerlerdi. Kasabadan yaklaşık 4-5 km veya daha fazla olan bu yolu yürüyerek almanın daha bir faziletli olduğu söylenirdi.

    Eğer bir de hafızlar ile yaya yola çıkılmışsa yollar ayetlerle, ilahilerle süslenir varılmak istenen bu menzile, bu ziyaretgâha, bu mavera dağa aheste aheste yol alırlardı.             Abdesti olmayanlar ziyarete yakın yerde bulunan çeşmeden abdest alır, su içer ve yanlarında getirdiği testilerini doldurarak  huşu içerisinde bu ulu zata doğru yönelirlerdi.

    Eski müsveddelerimi karıştırırken “Mavera Dağ” isimli bir karalama gözüme ilişmişti. O zaman o yüce zatla ve mekanla öylesine yok olmuşum ki sözcüklerle yüceltmek sanatına dönüştürmüşüm hislerimi.

               

    I

     

    sürgün yüreğim

                paramparça aşkınla

                ta içimde zamanın

                sema fenâ

                sema turab

                kayboldum avuçlarında

     

                siz Kur’ân bülbülleri

                yüzleriniz nur

                nur kalpleriniz

                bakışlarınızdan

                aşkın hülyası okunur

                siz Kur’ân bülbülleri

                diliniz ilahi çiçekler korosu

                getiren geçmişi

                 eskimeyen eski

                ve ileri zamanları

                bir kuş süzülüşünden daha şiirsel adımlarınız

                siz

    hangi kentin kutsal erleri

     

    ey kasabama

    yüksekten bakan gül

    ey şanlı dağ, ulu dağ, kutsal dağ

    yüreğimiz

    doğaüstü her şey denizi

    sonsuzluk ülkesine kapı

    ruhumuzdan şehbal açıp aşkına

    düştük yollarına

     

    ey ırak savaşlardan

    bilmemenin yücesinden

    lahutî şiirler serpen gönüllerimize

    sezdir bize akıp gideni

    ilahi ikliminde yoğrulmak için

    semalara yaklaşıp yeniden doğrulmak için

    sonsuz bir hayatı kavramak için

    sade bir hasbilik için

    sezdir bize bizden yiteni

    ey Buhara toprağından

    Kasr-ı Arifan’dan

    yurduma yağmış nur

    ay şanlı veli, yüce veli

    Seyyid Yakub Baba Hazretleri

    yüreğimin tahtında

    bir öte alem iksiri

    ölen ruhlarımızın

    diriliş aşılayan piri

    sezdir bize bir çağın intiharını

    sonsuzun baharını

    kalplerin nigarını

     

    II

     

    engin bir ova

    sessizlik dağlarda

    duyulan şi’ri zamanın

    ikindi rüzgarlarında

    sonsuz bir şevki gözlüyor her şey

    ve gülümsüyor kayalarda

     

    vecd halinde

    toprak, yer, sema, bütün her şey

    süzüldük iklimine bu velinin

    rahman ve rahim ismiyle

    başladı ayinimiz

    yasin yüce sure, ulu sure

    ayetlerde kayboluş

    ayetlerde dirilme

    ve gümüş bir sır gibi dudaklarda

    geren zamanı

    ayetlerde ölüm

     

    III

     

    içimizde bir ulu

    içimizde bir gök şiiri

    içimiz bir sütun

    her yan nur

    ve sonsuzluk yanan  yüreklerde

    her şey yoğrulmuş muştularla sükut soluklu

    bu ateş, bu istiğrak, bu aşk

    hangi asırlardan düşülmüş bu ana tarih

    hangi günlerden arta kalma bu fasıl

    hangi günlerde yanmış bu ayet okuyan sesiniz

    ey yüce evlatları kasabamın

    bu yüce veli adına

    bu her şeye yakın zat adına

    ruhumuza diktiğimiz

    bu azametli heykel adına

    durmasın nefesleriniz

     

    Zamanında bu kadar ruhumu donatan bu yüce velinin kabr-i şerifi kapalı bir kutu haline getirilmek istenmiş, ertesi gün bütün her şey düzenli bir şekilde dağılmış / dağıtılmış halde bulunmuş.  Üstü açık duvarlarının üzerinde bir Türk bayrağı dalgalanır sürekli.  Şehitliğinin şanınadır/ şanındandır belki… Bir şeyler taşıdığı ise uzaklara, muhakkaktır. 

  •