Yerde bulunan karlar kalkıp bahar ve yaz arasındaki geçiş sürecine
girildiğinde kasabada Seyyid Yakub Baba Hazretleri’ni ziyaret etmek için
hazırlıklar başlardı. Bizi ise daha çok yükseklerden bakmak hissi
sardığından bunun
cazibesine kapılırdık. Zamanla ilk yıllardaki bu anlayışımız değişmiş
o mübarek zatın huzurundaki hafifleme bize oraya çeker olmuştu.Bu
yüksek dağ üzerinden yazılar, ovalar daha ruh-efzâ bir şekilde görünürdü.
Bir de dağ armutlarının çıktığı zamanlarda gitmiş isek eğer,
zamanı ve yaratıcıyı zikre dalmış o ağaçlardan armut toplardık
ki bu ise başka bir arzuydu içimizde külçeli.
Seyyid Yakub Baba Hazretleri kasabamıza Seyyid Yakub köyüne
ait bir yüce dağdan bakan şehitlerden ve velilerden bir zattı. Bu
Hak dostu sadece kasabamızı değil o dağdan görünen bütün Bayburt
köylerini ve belki bilmediğimiz
daha da öteleri ufkuna almıştı.
Buhâra ve Horasan erenlerinden Seyyid Emîr Külâlî Hz’nin
soyundan olduğu söylenen Seyyid Yakub Baba Hazretleri ailesi ile
birlikte çeşitli yerleri
dolaştıktan sonra Bayburt’un kuzey doğu istikametinde buluna bu
yerde kendi ismi ile anılan yaylayı kurmuş ve burada savaşıp şehit
olmuştu.
Yüreğinde o Allah dostuna sevgi besleyen her kul, yanına
yiyecek bir şeyler alır arabası olan arabayla, olmayanlar ise yürüyerek
yola düşerlerdi. Kasabadan yaklaşık 4-5 km veya daha fazla olan bu
yolu yürüyerek almanın daha bir faziletli olduğu söylenirdi.
Eğer bir de hafızlar ile yaya yola çıkılmışsa yollar
ayetlerle, ilahilerle süslenir varılmak istenen bu menzile, bu
ziyaretgâha, bu mavera dağa aheste aheste yol alırlardı.
Abdesti olmayanlar ziyarete yakın yerde bulunan çeşmeden
abdest alır, su içer ve yanlarında getirdiği testilerini doldurarak
huşu içerisinde bu ulu zata doğru yönelirlerdi.
Eski
müsveddelerimi karıştırırken “Mavera Dağ” isimli bir karalama gözüme
ilişmişti. O zaman o yüce zatla ve mekanla öylesine yok olmuşum ki
sözcüklerle yüceltmek sanatına dönüştürmüşüm hislerimi.
I
sürgün
yüreğim
paramparça aşkınla
ta içimde zamanın
sema fenâ
sema turab
kayboldum avuçlarında
siz Kur’ân bülbülleri
yüzleriniz nur
nur kalpleriniz
bakışlarınızdan
aşkın hülyası okunur
siz Kur’ân bülbülleri
diliniz ilahi çiçekler korosu
getiren geçmişi
eskimeyen eski
ve ileri zamanları
bir kuş süzülüşünden daha şiirsel adımlarınız
siz
hangi
kentin kutsal erleri
ey
kasabama
yüksekten
bakan gül
ey
şanlı dağ, ulu dağ, kutsal dağ
yüreğimiz
doğaüstü
her şey denizi
sonsuzluk
ülkesine kapı
ruhumuzdan
şehbal açıp aşkına
düştük
yollarına
ey
ırak savaşlardan
bilmemenin
yücesinden
lahutî
şiirler serpen gönüllerimize
sezdir
bize akıp gideni
ilahi
ikliminde yoğrulmak için
semalara
yaklaşıp yeniden doğrulmak için
sonsuz
bir hayatı kavramak için
sade
bir hasbilik için
sezdir
bize bizden yiteni
ey
Buhara toprağından
Kasr-ı
Arifan’dan
yurduma
yağmış nur
ay
şanlı veli, yüce veli
Seyyid
Yakub Baba Hazretleri
yüreğimin
tahtında
bir
öte alem iksiri
ölen
ruhlarımızın
diriliş
aşılayan piri
sezdir
bize bir çağın intiharını
sonsuzun
baharını
kalplerin
nigarını
II
engin
bir ova
sessizlik
dağlarda
duyulan
şi’ri zamanın
ikindi
rüzgarlarında
sonsuz
bir şevki gözlüyor her şey
ve
gülümsüyor kayalarda
vecd
halinde
toprak,
yer, sema, bütün her şey
süzüldük
iklimine bu velinin
rahman
ve rahim ismiyle
başladı
ayinimiz
yasin
yüce sure, ulu sure
ayetlerde
kayboluş
ayetlerde
dirilme
ve
gümüş bir sır gibi dudaklarda
geren
zamanı
ayetlerde
ölüm
III
içimizde
bir ulu
içimizde
bir gök şiiri
içimiz
bir sütun
her
yan nur
ve
sonsuzluk yanan yüreklerde
her
şey yoğrulmuş muştularla sükut soluklu
bu
ateş, bu istiğrak, bu aşk
hangi
asırlardan düşülmüş bu ana tarih
hangi
günlerden arta kalma bu fasıl
hangi
günlerde yanmış bu ayet okuyan sesiniz
ey
yüce evlatları kasabamın
bu
yüce veli adına
bu
her şeye yakın zat adına
ruhumuza
diktiğimiz
bu
azametli heykel adına
durmasın
nefesleriniz
Zamanında
bu kadar ruhumu donatan bu yüce velinin kabr-i şerifi kapalı bir kutu
haline getirilmek istenmiş, ertesi gün bütün her şey düzenli bir
şekilde dağılmış / dağıtılmış halde bulunmuş.
Üstü açık duvarlarının üzerinde bir Türk bayrağı
dalgalanır sürekli. Şehitliğinin
şanınadır/ şanındandır belki… Bir şeyler taşıdığı ise
uzaklara, muhakkaktır.