Konursu Kasabası Web Sitesine Hoşgeldiniz!
 
Ziyaretçi Defteri
Sizden Gelenler
Tarihçe   
Üniversiteliler
Rehber
Coğrafi Konum
Nüfus    
İklim    
Sıcaklık    
 El Sanatları    
Yağışlar    
 
 

Son Güncelleme : Ağustos  2005
©
www.konursu.cjb.net
    Gulle-Kule ( P.S.Karabacak )

 Kasabamızda ilk gençlik yıllarının coşkusu, deliliği ve her şeyi toz pembe gören hâlimizle geçen günlerimiz farklı bir yere sahipti. Yaşamın o gözlüğüyle “Gulle” dediğimiz kaya parçası,  anı coğrafyamızda atlanmaması gereken gerçeklerle doludur.  “Her şey olduğu gibi daha güzel , her şey yerinde daha güzel” anlayışı etrafında gözümüzde doğal bir anıt gibi yükselen bu kaya parçasının ve bir yönüyle -belki çok az- kuleye benzer bir hal arzetmesi ömrümüzün o ilk yıllarında bizim de ilgi odağımız olmuştu.

Tabii ki o yıllarda yukarıdaki şekilde düşünceler ile zihnimize öremiyorduk bu yeryüzü şeklini. Buna karşın soyut düzeyde böyle bir duyuş, hissediş, düşünüş sürecini doğal olarak yaşamıştık. Bir çocuk kalbi, zihni o zaman ne ölçüde duyuyor ve anlıyor ise, gözlerimizdeki tabloda daha çok yer edinmiş bu kaya parçasının üzerine çıkmak da  içimizde çoğu zaman ırak ve ulaşılması imkansız bir  arzu gibi tutuşmuştu yıllarca.

Bir yere yükseklerden bakmak insanın genlerinde bulunan bir maya. Doğaya özgü  panoromik bir bakış için tabiidir ki yüksek bir konuma ihtiyaç duyulur. Kendimizi bilmeğe başladığımız yıllarda içimize sinmiş olan bu isteğin canlanıp sürekli bizi rahatsız etmesi, bu rahatsızlık yanında kasabadan bazı eşhasın da “Gulle”ye çıkmayı  yasaklaması, insanın yasakları sürekli zorlayan bir yapısının üzerimizdeki tecellisi ile  artık “Gulle”ye çıkmak turlarını arkadaşlar arasında sayar olmuştuk. Bu öyle bir düzeye gelmişti ki bir rekabet , bir yarış halini almıştı.

 “Gulle” içimizin sesinin şiirleştiği bir mekandı o yıllarda. Ruhumuzun bir oyuncağı bir kaçış noktasıydı. Oyunlarımızdan topladığımız aşkı, neşveyi, şevki, ve iştiyakı adeta onun üzerine çıktığımızda kasabanın üzerine akıtırdık. Ruhumuzdaki o çocukluk coşkusu, “Gulle” üzerinde bir yücelmeye kavuşurdu. İçimizi yücelttiğimiz bir mekandı “Gulle”. Bir özdeşleştirme anıtıydı.

Kasabanın  aramızda  Yukarı Mahalle, Aşağı Mahalle diye adlandırdığımız mahallelerinin sınır noktasında bulunan bu kaya parçası eskiden kasabada büyük bir yerleşim yeri olan Çatalkaya Şehri’ne isim veren iki taş kuleden biri olmakla beraber şehrin gözetlenmesinde de bir kule görevini görmüştü bize anlatılanlara göre.   

Bu kaya parçasının batı tarafında zaman zaman güvercinler dem çekişirdi. Afacan arkadaşlar ipleri tam kapanmayan düğümler haline getirir ve kayaların üzerine yerleştirirdi. İpin bir ucu da ellerinde olurdu. Güvercinin ayağı ipin içine girdiğinde ve güvercin uçmaya yeltendiğinde düğüm tam kapanırdı ki bizim arkadaşların sevincine diyecek yoktu artık. Çünkü bir güvercini tuzağa düşürmüşlerdi. Daha sonra bunu örenlerde temizleyip pişirir kendilerine güzel bir ziyafet çekerlerdi.

Sevgililerin saçlarında aşkın eridiği o yıllarda, genç ablalarımızın, abilerimizin defterlerinde aşka ait dizelerin yazıldığı o yıllarda “Gulle”ye çıkıp önümüzde uzanan güzelliği temaşaya dalardık. Bizde de ilk de olsa aşkın ilk kıpırtıları, ilk çarpıntıları başlamıştı. Ruhumuzu, o zaman anlatmaya gücümüzün yetmediği hisler sarardı. “Gulle” bu amaçla da kullanılan bir merkezdi de. Ağabeylerimiz sevdikleri kızları buradan izlerlerdi. Hayat sanki tatlı bir rüyadaymışcasına mor ve kendine özgü hareli akıp giderdi. “Sevdaya karşı durulmaz  gönüllerde yaşar gider/ Ümit yolcusu yorulmaz baht içinde koşar gider” Üstad Münir Nurettin SELÇUK’un icrasında bir başka hal alan bu şarkımızda da geçtiği gibi  sevdalara karşı durulsa bile, ümit yolcusu ağabeylerimiz yorulmadan, bıkmadan bahtın kapılarını aralamaya uğraşırlardı. Türkü çağırır, efkar dağıtırlardı. “Gulle” bunların da bağrı, şahidiydi.

Bir yaz ikindisinde, bir de Soğanlı sıradağlarından hafif bir  Parhar (Lazoğlu) eserken üzerinde ârâm saadetine ererdik ki bu dünya zevklerinin bizim için menendsiz bir yanını oluştururdu. Önümüzde uzanan yazıklara bu kaya parçasından bakarken doyumsuz bir hissin bahar yamaçlarında cevelan ederdik. İçimizde tarifsiz bir aşkın kelebekleri uçuşurdu. Yüreğimize belki hazzın en görülmedik ışığı sızardı. Bütün zor meselelerimizi çözen bir muhasebe mekanı olan “Gulle” gönül ferahlığının da bir adresiydi bizim için.

Kalbimizde her zaman heybetle büyüyen bu kaya parçasından kasabanın insanlarını seyretmek ise başka bir zevk verirdi ruhumuza. Kasaba içinde dalar gider serin bir iklimden leylak kokularını, gülleri taşırdık adeta içimize…          

Naif ve kırılgan, cazip ve yakıcı bakışlar gezinir dururdu akışında yaşamın. “Gulle”de olduğum anlarda  slow bir şarkı  çalınırdı sanki kasabadan içime. Kutlu ve deli zamanlar biriktirmişsem ellerimde biraz da ondan   “Gulle”dendir.

Bir de ezan sesleri  “Gulle”de dinlediğim. Kasabanın emektar müezzini Mustafa ÇÖKERDEN hocanın okuduğu. Değişik bir iklimin fısıltılarını söyler gibi dolan içime o ezan sesleri. Ötelere uzanan bir amentü çağrısı o ezan sesleri. O sesten ırak olan çok iyi bilir onun kıymetini. O lâhutîliğe açılan, yeni soluklar üfleyen ve yüreğe işleyip de yakıp kavuran  ezan sesleri… O sesler… Açılan nûra… Çınlıyor kulaklarımda. Ve hayal aleminden kopup gelen Mustafa hocam. Gülüyor karşımda hoşnud olmuşluk edası ile…   

Ah “Gulle” yorgunluklarım. Kimi arkadaşlar bir fotoğraf karesi ile ölümsüzleştirdi “Gulle” günlerini. Kimi arkadaşlar için sadece öylesine bir anı olarak kaldı. Benim içimde ise hep üzerimdeki tortulardan arınma yeriydi.

Şimdiyse bir yeniden doğuş çeşmesi.

Sürekli maziye doğru seyreden.